Marmara Bölgesi Özet

3497
Marmara Bölgesi'nin bölümleri Marmara Bölgesi'nin yerşekilleri Marmara Bölgesi'nde iklim…

Madenlerimiz ve…

4004
Demir: Divriği (Sivas), Hekimhan - Hasan Çelebi (Malatya), Simav (Kütahya), Eymir…

Türkiye'nin Akarsuları

4351
Türkiye'deki akarsuların ortak özellikleri Akarsuların uzunlukları genellikle fazla…

Osmanlı Devleti'nde…

5928
A- DURAKLAMANIN İÇ NEDENLERİ 1. Merkezi İdarenin Bozulması Osmanlı Devletinde Kuruluş…


Türkiye - AB İlişkilerinin Tarihçesi

Türkiye, Avrupa Ekonomik Topluluğunun 1958 yılında kurulmasından kısa bir süre sonra Temmuz 1959'da Topluluğa tam üye olmak için başvurmuştur. Tam üyelik başvurumuza o zamanki adıyla Avrupa Ekonomik Topluluğu tarafından verilen cevapta, Türkiye'nin kalkınma düzeyinin tam üyeliğin gereklerini yerine getirmeye yeterli olmadığı bildirilmiş ve tam üyelik koşulları gerçekleşinceye kadar geçerli olacak bir ortaklık anlaşması imzalanması önerilmiştir.

Sözü edilen antlaşma 12 Eylül 1963 tarihinde Ankara'da imzalanmıştır [Ankara Antlaşması (Ortaklık Antlaşması)]. Anlaşmasının önsözünde, Türk halkının yaşam standardının yükseltilmesi amacıyla Avrupa Ekonomik Topluluğunun sağlayacağı desteğin ilerdeki bir tarihte Türkiye'nin Topluluğa katılmasına yardımcı olacağı belirtilmiştir.

13 Kasım 1970 tarihinde imzalanan ve 1973 yılında yürürlüğe giren Katma Protokolde geçiş dönemi başlamış, tarafların üstleneceği yükümlülükler belirlenmiştir.

Ülkemiz 1970'li yıllarda içinde bulunduğu ekonomik krizler ve bazı siyasi tercihlerle Katma Proto-kol'den kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmekten kaçınmıştır. O tarihlerde yaygın olan kanaat, AET ile ilişkinin bir çeşit sömürü düzeni kurmakta olduğu, pazarımızı Topluluk ürünlerine açmanın sanayileşmemizi ve kalkınmamızı baltalayacağı, dolayısıyla koruma duvarlarının muhafaza edilmesi gerektiği yolundaydı. Başka bir deyimle, AB ile ortaklık ilişkimizin ve gümrük birliğinin temsil ettiği kalkınma modeli dışarıya açık, bütünleşmeyi öngören bir model iken, 1970'li yılların tamamı boyunca bu modelin tam tersini sembolize eden içe dönük, ithalat ikamesine dayalı politikalar uygulanmıştır. Türkiye kendi yükümlülüklerini yerine getirmemeye ve Toplulukla ilişkilere soğuk bakmaya başlayınca, Topluluk da kendi.yükümlülüklerini aksatmaya ve ortaklık ilişkisinin geliştirilmesi istikametinde çaba harcamaktan kaçınmaya başlamıştır. Başlangıçta sadece ekonomik olan sorunlar, 12 Eylül döneminde ve Yunanistan'ın 1980'de Topluluğa tam üye olmasıyla siyasi boyut da kazanmaya başlamıştır. Topluluk-Türkiye ilişkileri dondurulmuş ve mali iş birliğine son verilmiştir. Katma Protokolün ise sadece ticarî hükümleri işlemeye devam etmiş, diğer} bütün hükümler atıl kalmıştır.

1983 yılında Türkiye'de sivil yönetimin yeniden kurulması ve iktidara gelen İffiteral Anavatan Parti-si'nin 1984 yılından itibaren dışa açılma sürecini başlatması ilişkilerimizi yeniden' canlandırmıştır.

Türkiye bir yandan 14 Nisan 1987'de AB'ne tam üyelik müracaatında bulunmuş, öte yandan ertelenmiş bulunan gümrük vergileri uyum ve indirim takvimini 1988 yılından itibaren hızlandırılmış bir şekilde yeniden yürürlüğe koymuştur. AB Komisyonu tam üyelik müracaatımıza 1989 yılında verdiği cevapta, Türkiye'nin AB'ne üyelik konusundaki ehliyetini kabul etmekle birlikte, Topluluğun kendi içindeki derinleşme sürecini tamamlanmasına ve gelecek genişlemesine kadar beklenmesini ve bu arada Türkiye ile gümrük birliği sürecinin tamamlanmasını önermiştir.

Bu öneri tarafımızdan olumlu değerlendirilmiş ve gümrük birliğinin Katma Protokolde öngörüldüğü şekilde 1995 yılında tamamlanması için gerekli hazırlıklara başlanmıştır. İki yıl süren müzakereler sonunda 5 Mart 1995 tarihinde yapılan Ortaklık Konseyi toplantısında alınan karar uyarınca Türkiye ile AB arasındaki Gümrük Birliği 1 Ocak 1996 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Gümrük Birliği'nin tamamlanmasıyla ülkemiz AB ülkeleriyle uyum yönünde çok önemli bir aşama kat etmiştir.

12-13 Aralık 1997 tarihlerinde Lüksemburg'da yapılan Avrupa Birliği Zirvesinde kabul edilen Sonuç Bildirisinin en önemli bölümü genişleme konusuna ayrılmıştır. Lüksemburg Zirvesi sonrasında varılmış bulunan noktaya bakıldığında Türkiye açısından şu unsurlar göze çarpmaktadır:

  • Türkiye'nin tam üyeliğe ehliyeti bir kez daha teyid edilmiştir.
  • Avrupa Birliği, Türkiye'yi tam üyeliğe hazırlamak için bir strateji saptanmasını kararlaştırmıştır. Bu stratejide, Ankara Antlaşması'nda öngörülmüş bulunan imkânların geliştirilmesi, Gümrük Birliği'nin güçlendirilmesi, mali işbirliği ve mevzuat uyumu gibi unsurlara yer verilmiştir.
  • Bunlara karşılık, Türkiye ile AB arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesinin aynı zamanda ülkemizdeki siyasî ve ekonomik reformların sürmesine, Yunanistan ile iyi ve istikrarlı ilişkilere sahip olunmasına ve Kıbrıs sorununa çözüm bulunması amacıyla BM gözetimindeki müzakerelerin desteklenmesine bağlı olduğu vurgulanmıştır.

10-11 Aralık 1999 Helsinki Zirvesi'nin sonuç bildirgesinde Türkiye'nin, diğer aday ülkelerle eşit şartlarda AB'ye aday olması kabul edilmiştir.

12-13 Aralık 2002 Kopenhag Zirvesi'nde Türkiye'nin Kopenhag kriterlerine uyum yönünden kaydettiği ilerlemelerin olumlu karşılandığı belirtilmiştir.

7-17 Aralık 2004 Brüksel Zirvesi'nde Türkiye'ye üyelik için müzakere tarihi olarak 3 Ekim 2005 verilmiş ancak, 2014'ten önce üye olamayacağı da karara bağlanmıştır.

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile

YUKARI